Bence böyle...

Yaz gitti giderken…

Birdy - Skinny Love
100 plays

kumralmabel:

Bir adam vardı.

Gözlerimi kapadığım zaman hala yüzünü çizebildiğim.

Burnu hafif kemerli, çenesi sivri.

Sakalları arasına saklanmış gamzesi.

Gülümsediği zaman göz çevresinde oluşan çizgileri vardı.

Bazen şarap içerdi, bardağını elinden bırakmadan.

O, yudumladığı şarabı biraz ağzında tutup içmeyi; Bense onun şaraba değen dudaklarını öpmeyi severdim.

O, parmaklarını saçlarımda ya da boynumda dolaştırmayı severdi; Bense dudaklarıma değen parmaklarını öpmeyi.

O, arada özlemeyi tercih eder susardı; bense onu yanımdayken özler izlemeyi seçerdim.

Kadın ve erkek beynine fotoğrafik yaklaşım…

Kadın ve erkek beyninin yapısal olarak farklı olduğu ve bu nedenle de aynı zaman ve mekanda gerçekleşen bir durumu farklı algıladıkları, farklı düşündükleri ya da farklı hissettiklerine dair şimdiye kadar pek çok araştırma yapıldı, yazı yayınlandı.

Meraklısı için iki örnek vererek benim “fotoğrafik gözlemime” geçeceğim.

Kadın beyni empatik, erkek beyni ise sistematik düşünüyormuş: http://www.kigem.com/content.asp?bodyID=3095

Uzmanından “kadın beyni erkek beyni” analizi:                     http://kadin.milliyet.com.tr/kadin-beyni-erkek-beyni/uzm-psikolog-psikoterapist-rusen-nur-arikan/kadin/yazardetay/23.01.2011/1343245/default.htm

Ve şimdi sırada benim gözlemim var, aslında gözlem değil de küçük bir saptama, bir örnek demek daha doğru olur. Kasım 2011’de gittiğim Viyana’da Stephanplatz’a çıkan sokaklardan birinde durdum. Karşıda kadın iç giyim ürünleri satan bir mağaza vardı ve  mağazanın vitrini ilginç bir kare yakalamak için uygun bir arka plan oluşturuyordu. Bir sokak lambası direğine yaslandım ve bastım ardı ardına deklanşöre. Yakalanan anların içinde aşağıdaki kare bana göre farklı ve güzeldi.

Mağazanın önünden “bir kadın ve bir erkek” geçmekte… İlk bakışta gayet doğal ve sıradan bir fotoğraf gibi görünebilir. Biraz daha yakından bakalım…

Özellikle kadının yüz ifadesinden bir şeyler konuştukları (en azından kadının konuştuğu!) belli oluyor. Ve nasıl bir güzel, naif bir ifade var kadının yüzünde, belli ki bütün varlığı ile ve büyük bir keyifle bir şeyler anlatıyor, yanındaki erkeğe “ulaşmaya” çalışıyor… Oysa erkek tam o anda çok uzaklarda…

Tam o an, acaba kadın ne anlatıyordu? Ve yine tam o an erkek vitrine bakarken ne düşünüyordu? Ve tam o an fiziken yan yana olan bu iki insan aslında birbirlerinden ne kadar uzaklardaydı…

İyi ki hayatımda kitaplar var…
İyi ki hayatımda kitaplar var…

Okumak ayrı güzel, ona diyecek sözüm yok.

Ama kargodan gelen paketi açmak, tek tek onlara dokunmak, sayfalarını şöyle bir karıştırmak, yeni kitap kokusunu solumak ve en sonunda ilk sayfalarına imzamı atıp, tarihi kaydetmek…

Bu da bana büyük bir keyif verir, bir tür yolculuk öncesi hazırlıktır benim için; kitaplarla çıktığım yolculuklara hazırlık.

Sonra onlar kitaplığımdaki okunacaklar bölümündeki yerlerini alırlar, sıraya geçerler ve bazen, yeni bir kitaba başlayacağım zaman, biri bozar sırayı…

Boyadığım “Son Istanbul” satırları…

Bu sene kırk kitap hedefime doğru yol alırken, bir kaç kitap arasına mutlaka Murathan Mungan’dan bir kitap serpiştiriyorum. Bu defa bir kaç günde okuduğum Mungan’ın “Son Istanbul” adlı kitabıydı. 

Mungan’ın İlk kitaplarından biri olan “Son Istanbul” 1980 - 81 yıllarında yazılmış ve ilk baskısı Nisan 1985’de yapılmış. Mungan kitaptaki satırları yazdığında 25 yaşındaymış. Kitabı okurken, yolun başında dahi çok iyi yazmış olduğunu düşündüm.

Ben burada kitabı okurken fosforlu kalemlerle renklendirdiğim bazı satırlara yer vereceğim. Kitap hakkında kısa bilgiyi şuradan edinebilirsiniz: http://www.metiskitap.com/Metis/Catalog/Book/4845


Şimdi kitaptan bir kaç satır:

“Kendi ıssızlıklarına sığındı insanlar.”

“Ah kimselerin vakti yok durup ince şeyleri anlamaya.” (Gülten Akın’ın İlk Yaz şiirine gönderme; http://siir.gen.tr/siir/g/gulten_akin/ilkyaz.htm )

“Acı çektiğini saklamayı erdem bilen insanlardan mıydılar? Yoksa acı çekecek kadar güçleri yok muydu?”

“Sabahı çok seviyorum. Herkez uykudaykenki sabahı. Daha kimsenin eli sabaha değmemişken…”

“Herkesin kopamadığı bir şey var bu dünyada…”

“Lakin Istanbul, eski Istanbul değil artık. Her şey değişti buralarda. Her şeyin tadı kaçtı.”

“Puslu camlar, derin kederler gibi…”

“Bir aydının karamsarlığına benziyor karamsarlığı. Duru, süzülmüş, dirençli…”

“Ben, sevilmek için hayatım boyunca yanlış yolları seçtim.”

“Talia’nın gamzelerinde buruk dalgalanmalar.”

“Hiç ölmeyecekmiş gibi her şeyi yarına bırakıyoruz zaten.”

“Herkesin sığındığı bir ada var. Bir yaşama direnci, yer üstünden artırdığımız bir yer altı.”

“En mutlak yalnızlığı, en büyük, en geniş kalabalıklarla yaşıyorsunuz.”

“Sonra herkes yalnız ve yaralı olarak evine dönecek, kimse kimsenin yarasını sarmadan…”

“Demek hâlâ öğrenilecek yerlerim var. Kendime kalmış, el değimemiş bilinmezliklerim.”

“Bu yüzden yoğun, karmaşık ve alabildiğine hain, mutsuz ve acımasızız. Çünkü yalnızız. Yapayalnız. Çünkü sevmeyi bilmiyoruz. Sevilmeyi de. Çünkü hayatı öğretmediler bize.”

“Şimdi her geçen gün, bütün bir toplum olarak delirmenin eşiğindeki uçurumlardayız. Bir cinnetin bütün çeşitlemelerini yaşıyoruz. Kimsenin tutunacak hiçbir şeyi kalmadı.”

Bir bölüm arası, Sait Faik’den alıntı: “Küçük şeyleri unutamayanlar, en geri hatırları da unutamayanlardır. Hafızalarının  bu bahtsız kuvveti karşısında hiçbir memleket, hiçbir vatan tutamadan her yeri, her şeyi severek öleceklerdir.”

“En güzel düşünce unutkanlıktır.”

“Zamanın gücü unutkanlığından ileri gelir.”

“Her şeyin farkında olup da hiçbir şey yapamayan insanlarız biz.”

“Her lisan bir insan değil, her lisan bir yalnızlık.”

“Ahh kimselerin yarını yok.”

“Ne güzel! Hâlâ kırgınlıklarını yalnızca yüzüyle, suskunluğuyla anlatan insanlar kalmıştı.”

Bir başka bölüm arasında, bu defa Montgomery Clift’den bir alıntı: “Cehennemin tam ortasından geçmek istiyorum. Hem de tek bir sıyrık bile almadan.” http://tr.wikipedia.org/wiki/Montgomery_Clift

Şimdi bilgisayarımın başından kalkıp kitaplığımdan yeni bir kitap seçmenin keyfini yaşama vakti…

Selam olsun cesur ve yürekli Xanthoslulara…

Geçtiğimiz haziran başında üç gün için Kaş’ta olma şansım oldu. Doğa, deniz ve tarihin iç içe geçtiği Akdeniz’in bu güzel coğrafyasına gitmişken Xanthos’u görmeden dönmek olmazdı. 

2 Haziran 2012 Cumartesi sabahı Hotel Kayaha’ın Kaş manzaralı terasında yaptığım kahvaltıdan sonra yola koyuldum ve zaman zaman sol elimi uzatsam suya değecek kadar Akdeniz’in yakınından geçerek, haritanın kuzeyindeki sahil şeridinin bir kısmında kıvrıla kıvrıla uzayan yol boyunca keyifle sürdüm arabamı. 


Xanthos, Kaş - Fethiye karayolunun hemen hemen ortasında yer alıyor. Antik çağda Likya’ya başkentlik yapmış olan bir tarihi yerleşim yeri. 

Ünlü tarihçi Heredot MÖ 545 yılında Likyalıların Pers komutanı Harpagos’a karşı savaşını şöyle anlatmıştır: “Pers ordusu Xanthos Ovası’na indiği zaman, Xanthoslular bitmez tükenmez Pers ordusuna karşı az sayıda bir kuvvetle karşı koydular. Yiğitlikte nam saldırlar ama yenildiler ve kentlerine geri çekilmek zorunda kaldılar. Perslere karşı savaşı kaybedeceklerini anlayınca da kadınlarını, çocuklarını ve hazinelerini kaleye doldurarak ateşe verdiler ve Perslere karşı intihar saldırısı yaparak yok oldular.”

Kınık köyünün hemen yanından ulaşılan Xanthos ören yerinde kaya ve lahit mezarları, Likya kültürüne özgü dikme anıt mezarlar, tiyatro ve sadece kalıntıları bulunan bir kilise/bazilika var.

Harpy Dikme Gömütü / Harpy Dikme Anıtı hakkında daha fazla bilgi isteyenlere: http://mimarsinan.academia.edu/G%C3%B6kt%C3%BCrk%C3%96mer%C3%87ak%C4%B1r/Teaching/23621/KSANTHOSTAKI_HARPY_DIKME_GOMUTU

Yazıtlı Pilye Anıtı’ndaki yazılanların çözülmesi için çalışılıyormuş: http://www.bugun.com.tr/haberin-galerisi/?id=22918

  

Bundan 2550 yıl önce yaşasaydım, kesinlikle bu cesur ve yürekli insanlarla birlikte olmak, Xanthos’u savunarak ölmek isterdim.    

                                                         
Selam olsun çirkinliklerle dolu insanlık tarihine böylesine onurlu bir davranışı yazan Xanthoslulara…

Sümer ÖZVATAN / 1 Temmuz 2012 

www.sumerozvatan.com


Kaş Ebruları…

Bazen ışık hoş sürprizler sunar…

Haziran başında yaptığım Kaş gezisinde limanda gezerken bir anda deniz yüzeyindeki

desenler dikkatimi çekti…